31 Temmuz 2008 Perşembe

Dikkat:Uzun yazı...vaktiniz varsa okuyunuz. İmza: Sorumluluk sahibi blog yazarı

Afili istifa


Efenim ataletciğim bana akıllı bıdık demiş...

Çok hoşuma gittiiii....
Ama yanılıyor.
Sanırım.
Büyük ihtimalle...
Yok yok, kesin yanılıyor...


Ufacık, minicikim evet. Ebat olarak yani...
Tamlamanın bıdık kısmı tuttu...
Tutmayan akıl kısmı...

1987'de işe başladım. 19 yaşındaydım. Bir iki ay evveline kadar hacettepe İktisatın koridorlarında depresyon içinde turlarken kendimi bir anda çalışma hayatında bulmuştum.
Çünküm:
O yıla kadar parlak öğrenci olan ben, İktisatta en ufak bir başarı gösterememiştim.
Makro diyorlardı, mikro diyorlardı...beynimse hadi len diye cevap veriyordu.
Kalbim Ankara sokaklarındaydı, bütün hayatımı AOÇ, yurt arkadaşlarım, uzaklarda kalan anne babam kaplıyorlardı.
Minicik, terkedilmiş bir kız çocuğu gibi hissediyordum kendimi...
Ay öyleydim deeeeeee...
O anki halimle karşılaşabilsem, önce bi sarılırım, sonra "Hemen sınavlara hazırlanıyorsun, sanat tarihi, gazetecilik, radyo televizyon filan yazıyorsun,hadi, bir iki..." derim...
İktisat ne be?
Hayatımda cebimdeki paranın hesabını bilmedim ben...
Varsa yenmeli, dağıtılmalı, ihtiyacı olanlarla paylaşılınmalıdır.
Anlatabiliyor muyum?
:)))

Ne ise...Okuldan hüsranla ayrılındı...
Çan etek, kloş etek, ince çorap, mini topuklu ayakkabılı işhayatı başladı.
Öyyykkk...
Her gün ağlıyorum, hergün bi şekilde kavga çıkarıyorum...
İşe yaramıyor.
Ordayım hala.
Tam 9,5 yıl da o işyerinde kaldım.
Ahmet Beyle orada tanıştım. Umutum orada çalışırken doğdu...

Bu başka bir yazının konusu ama...
Çok da şanslıyım aslında...Resmi bir kurumda çalışıyorum ve
tüm kanuni haklarıma sahibim.
Sendikalıyım, izin hakkım, ikramiyem, maaşım güvence altında.

Sonra Bursa'ya tayin olmuşken teftişe giriyoruz.
Bir genç Müfettiş geliyor. Kendini göstermek, parlamak arzusunda.
Ben de durmadan sorular soruyorum. Her zamanki gibi üstüme vazife sanıyorum.
:)))
"Niye daha çok satış yapmıyoruz?"
"Burası Bursa niye satışlarımız çok düşük?"
"Niye kurum reklam yapmıyor?"
"Niye şube müdürlerine yetki verilmiyor, onlar büyük marketlerle daha rahat pazarlık yapabilsin?"
.
.
.
Sonra bir gün annemden telefon geliyor bana...Birkaç saat sonra da Ahmet arıyor.
O zamanlar cep telefonu yok, Bursa ya da yeni taşınmışız evde de telefon yok yani.
Müfettiş beni çağırıyor.
Yanına gidince bana neden telefon geldiğini soruyor.
Ben şaşkın...
Açıklıyorum...
Tüm dürüst masumlar gibi savunmasızım...
Sadece böyle bir soru karşısında şok geçiriyorum.
İçeri gidiyorum.
İstifa dilekçemi yazıp, direkt olarak müfettişin masasına bırakıyorum.

Çok üzülüyor adamcayız...Defalarca benimle konuşuyor, çocuk gibi diretiyorum...
"Bana nasıl böyle davranırsınız, dosyamı açıp bakın bakalım, ben nasıl bir çalışanım, eski müdürlerimle konuşun, annemden telefon geldi diye bana nasıl böyle davranırsınız?" diye azıcık da bağırıyorum.
Önceki Müdürlerim sonraki günlerde işyerime geliyorlar, Müfettişle konuşuoyrlar. İkna edemedim, olmuyor diyor.
Ben de onların gelmesinden gururluyum ve çok mutluyum ama en ufak taviz vermiyorum.
Olaya sebep olan Beyefendi niye bu kadar uğraşıyor derseniz sanıyor ki aynı işyerinde çeşitli kademelerde yer alan yakınlarımı arayacağım ve onlardan yardım isteyeceğim.
İyi de...
Böyle adice davranacak biri olsam zaten söyledikleri onuruma dokunmazdı.
Bunu anlayamıyor...

Onun dünyasının kuralları başka çünkü...
O bugünkü dünyanın insanı, beni anlayamaz ki...

Ben işten ayrılıyorum.

Bugün eski işyerimdeydim.
Son yıllarda keşke ayrılmasaydım dediğim çok anlar oldu.
Çok "gerçek" anlar.
Ve bugün bu olanlar yine gündeme geldi.
Yönetim Kurulu Başkanımız oradaymış. Bana söylendi.
"Bize sormadan neden böyle bir şey yaptın, hala kızgınız sana" dedi...

Şimdi ataletciğim soruyorum:

Akıllı bıdık akıllı mı gerçekten?



12 yorum:

burdasaklaniyorum dedi ki...

allah allaaaahh ama ben hala anlamadım. noolmuş yani telefon gelmişse? yasak mı?
adam mı manyaktı?

uctemmuz dedi ki...

Biz de hala anlayabilmiş değiliz...Ego gösterisi miydi neydi? Aslında bu bana hep Cem yılmaz'ın Gora'sından bir sahne hatırlatır: Bob Marley Faruk durmadan söylenen Cem yılmaz'a diyor ya: "Çok dikkat çekiyosunnnn...Yapma."
:)))

Adsız dedi ki...

bunun akıllı bıdık olmayla ilgisi yok..
bu onurlu duruş halidir..
ki..
akıllıdır evet..
ama boyu bi uzar bi uzar insanın.. arşa değer başı..

keşkelere yer yok hayatta..
duramazdın nasıl olsa..
durabilir miydin..
hayır..
hep dürtecekti.. alttan bişeyler..
hem şimdi neden gittin diyenler..
o zaman ..
bak.. gitmedi.. diyecekti..
seninle ilgili bakışları değişecekti..
senin kendinle ilgili bakışların değişecekti..
oo..
çok şey değişecekti..

ama ben hala ısrarlıyım..
akıllı bıdık..sın sen..
ama onurlu akıllı .. =P

atalet

uctemmuz dedi ki...

Teşekkür ederim...
Gerçekten...

N'apmalı?
Çocukları nasıl yetiştirmeli?
Azıcık yalan söyleyiversinler mi mesela yetişirken?
Ya da...
He de geç...
Köprüyü geçene kadar ayıya dayı de...
İş bilenin kılıç kuşananın...
Gemisini yürüten kaptan...
Bunları mı öğretmeli?

Tam tersinde çok acı çekiyor insan...
Dediğim gibi...

Afili istifa...:)


Ben seni seviyorum ataletciğim...:)

laleninbahcesi.blogspot.com dedi ki...

Herkesin hayatta bir duruşu olmalı diyenlerdenim ben ve evet atalet çok haklı bu konuda. İstifaların da afillisi çok şık olur hem de))

uctemmuz dedi ki...

11 yıl sonra beni ilk kez görenler bile hala aynı şeyden bahsettiğine göre sanırım öyle...:)))))

Ece dedi ki...

Helâl olsun. Onurunu orada bırakmayışın örnek olmuştur bence.

Bıdık mıymışsın sen de?Sevindim bak..Hem de akıllısından.....
Hoşgeldin.Dinlendin,depolandın.Sevindim.Bi anahtarlık ta ben aldım.
Sevgiler canım.

Adsız dedi ki...

sk da önce..
deliler gibi aşık olduğum adam..
demişti ki..
çocuğumu devre göre yetiştirsem de..
benden farklı olsa.. da.. benden nefret mi etse.. toplumun adamı olarak..
çocuüumu kendim gibi yetiştirsem de.. toplum dışı kalsa da.. mutsuz olsa da ben den nefret mi etse..
bilemiyorum =D...
o çocuk sahibi olmadı bende iki tane var..
ben mi yetiştiriyorum onlar mı beni bilmiyorum
ama biri prensip meselesi diyor başka bişey demiyor..
diğeri.. daha rasyonel..
aman benim gibisini bulacak bi de .... mu diyecekler..
hiç işim olmaz diyolar.

biz mi abartıyoruz yetiştirme işini..
=P
aslında mevcut karakter.. bizden az bi katkıyla mı çıkıyor ortaya..
bilemem ki..
=)
ataletin

geçkalmadımki dedi ki...

Akıllı bıdıktan afilli istifa beklenir tabii..
benzeri bir olay yaşamıştım onu hatırladım ben de.. emekliliğimi yeni hakettiğim dönemde ben de egosu şişik bir müfettişe kızıp emeklilik talebinde bulunmuştum, ama tesadüfen, benimle ilgili olmayan bir konuda o müfettiş o görevinden alınmıştı (sonraları beni bir abla olarak görüp bir çok konuda destek istemiş yardım görmüştü benden, egosu tedavi olduktan sonra)..o nedenle kalanların beni iknası zor olmamıştı..
eski günlere döndüm..
Akıllı bıdığım (sevdim bu lafı)..

uctemmuz dedi ki...

ececiğim

gidiveriyorum ben...gıkımı bile çıkarmıyorum...Sesim çok çıkıyor sanıyor herkes, en yakınımdakiler bile. Ama ı-ıh...Sesim hiç çıkmıyor...Ya da bana öyle geliyor...:)


ataletciğim


abartmıyoruz galiba...ben babamın afili hikayeleriyle büyüdüm. O hikayeleri anlatırdı çünkü aynı şeyleri yapmayayım isterdi. Ama ben ilk fırsatta aynılarını yaptım...:)

Çok zevkliydi...:)


geçkalmadımkiciğim
bak işte sen çok şanslıymışsın...Şans bu noktada devreye giriyor, yoksa hissiyatımız ve tepkilerimiz aynı...:)
Nasıl söyleniyordu? Akkkkııllllııı bıdddıkkkkk...Ha haaa...:)

sensizken dedi ki...

Hoşgeldiiiiin:)
Tatil nasıl geçti? Bizi özledin mi?
Biz seni çok özledik mi? EVEEEEEEEEEEEEEEEEEEET:)

Müfettişte kim oluyor ki onun sözünü dikkate alarak istifa ettin? Ağzının payını vermen yeterliydi. Sadece yaptığın ve sorumlu olduğun iş ile ilgili alanda sana soru yöneltebilirdi. Sen de bunu biliyorsun:)
Senin canın istifa etmek istemiş o güüüün :) İtiraf et bakıyım...
Bence de çooook iyi yapmışsın. Annelik daha güzel ve en çok övünülmesi gereken meslek.
Seni az çok tanıdım ve bu meslekte en başarılı insanlardan biri olduğunu biliyorum. Tıpkı benim gibiii :)))

İş yerini ziyaret etmiş olman, orada geçen güzel anılarının canlanmasına neden oldu. Geçmişe geri dönebilsen doya, doya çocuklarınla olmayımı tercih ederdin?
Yoksa o iş temposu ve ev işeriyle geçen zamanda çocuklarının ne zaman büyüdüklerinin farkında olamamayı mı?

Ben iddia ediyorum ki, çalışan bir anne asla ve asla gerçek anlamda çocuklarına doyamaz, onları tanıyamaz.
Hiç bir çocukta asla annesinin çalışmasını arzu etmeeez. Yüreğindeki acıyı da sözlere pek dökemez. Sadece anne gitmeeee yeterli gelmez annelere; bazen mecburiyet, bazen de çalışma hayatındaki yükselme hırsına kapıldıklarından.

eeeee böyle uzun yazıya böyle uzun yorum:)

Çok uzattım amaaaa aranızda geçen diyalogları sen daha iyi bilirsin. Ben doğru olanı yaptığına inanıyorum. Akıllı ve bir o kadar da gururlu arkadaşımııın:)

uctemmuz dedi ki...

iyiyim sensizkenciğim, sağolasın...:)
çalışmak iyidir diye düşünüyorum ben, sadece para değil insanın kendini tanımlayabilmesi için de lazım bu...yine de kişisel tercih meselesi sonuçta...
Çoook sevgiler canım...:)