30 Kasım 2012 Cuma

:)

bu defterin son sayfasını gülümseyerek kapatıyorum.
yazdığım her ne varsa ben gibiydi.
bir gün tekrar bu sayfalara baktığımda, neler hissedeceğim bilmiyorum.
ve bu dünyada beni en çok heyecanlandıran şey bu:
bilinmezlik.

hayat serüveninde hepimize mutluluk, şans ve aşk diliyorum.

"elveda ve
tüm o güzel balıklar için teşekkürler."

29 Kasım 2012 Perşembe

Ferda'ya

bize hep iyi olmamız tavsiye edildi.
öylesine muğlak bir kavramdı ki bu..nerede durup, nereye kadar devam edeceğimizi anlamakta hep zorlandık.
ölçülü, tutarlı, hep öğrenmeye aç olmalıydık.
sorumluluk duygusu diye bir şey bellemişler, kafamızı kıran bir nezaketle bize de öğrettiler.

boşvermek yasaktı.
görmezden gelmek ayıp,
insanları ciddiye almamak cinayetti.

oysa be gülüm...
ne onlar anladı ne de şu yaşımıza dek biz anlayabildik

bize en kuvvetli silahı vermişler, kalkıp her gün kendimizi defalarca vuralım diye.

bak, kendi gerçekliğimi söyleyeyim sana:
ortada ciddiye alınacak çok az insan var.
kalplerimizin içindeki adil öfkeyi, sevgiyi, ilgiyi hakeden...
birlikte büyümenin tadına varacak
samimiyetle birbirinin sırtını sıvazlayacak.

gülüm.
dostum.
inan ki çoğu değmezdi.

seninle iki küçük çocukken birbirimize sarılır, Ankara sokaklarında "önümüze gelene bir tekmeee" diye neşeyle bağırarak yürürdük.
unutmazsın bilirim.
sen benden de fazlasını hatırlarsın hep.

şimdi şu yaşımızda, her gece, birbirimizi kanatırcasına yaptığımız konuşmalar.
elimizde bu kaldı.

hayır, az şey değil.

bu dünyada hala temiz sevgi var, bana bunu ispatlıyor, sana da..

onca kitap okuduk, sen kütüphaneler devirdin.
merak ettik, araştırdık, heyecanlandık, sevdik, gittik, geldik.
ölümler yaşadık.
ayrılıklar ve kayıplar.
canımız çok yandı.


hani sen o gece yarım saatliğine geldin ya ta Ankara'dan.
sen benim için O'sun işte.
yalansız, dolansız, yanında olmalıyım diyerek sadece yarım saat bana sarılabilmek ve avutabilmek için beni, 8 saat yol tepen dost.

Kızım sanırım...bu dünyada kazandığımız bir şeyler varsa benim için sen, senin için benim.

301'i hatırla.:)
çokomilkleri, 1000 Tl'yi bir hafta bölüşmemizi, Gül'ün muz dolu sandığını, mor ayakkabılarını, benim maviş çiçekli nevresimlerimi, kırkikindi yağmurlarını hatırla.

Dünya ne büyüktü.
Biz ne kadar da küçücüktük.
Her şey nasıl heyecan vericiydi, çilek kokuyordu bana sorarsan.

Gülüm sana çok üzülüyorum.
Gülüm kendime çok üzülüyorum.

Bizi kandırdılar çünkü.

Bana inan:
ciddiye alınacak insan sayısı çok az.

Manş'ı yüzerek geçen o adama duyulan hayranlık çocukçaydı, bırakalım orada kalsın.

yine de her şeye rağmen
hayata olan aşkıyla deli gibi bağırarak sokaklarda oynayan o kızı özleyeceğim.
Kaldırım kenarına oturup o oyun delisi çocuğu kocaman açılmış gözlerle izleyen seni de özleyeceğim.
ama bırakalım orada kalsınlar.
Güvenli, mutlu, geleceğe inandıkları yaşlarda kalsınlar.

Bu dünya o dünya değil yavrucağım.





28 Kasım 2012 Çarşamba

normmmm!

Kahve yapıp gelicem, bekle beni anacum. :)
evvet, ortam yazı yazmaya müsait. Kahvem hemen önümde, sigaramı da yakayım, oldu, tamamdır. Masam yeterince dağınık, zihnime eşlik ediyor. (seviyorum bu ikiliyi.)
bugün mühim. Tembelliğin tadını çıkaracağım. Gün boyu yayılıp, bi ara -vakit bulabilirsem- komşularla mercimek köftesi yiyip, bir yığın ıvır zıvır işle uğraşmak istiyorum. çok işim var türlü çeşit oyun oynanacak. son derece salak olan bir tanesinde tarlaya kırmızı biber ektim misal, onları unutmamam lazım.
bu son derece boş ve dışarıdan bakılınca anlamsız görünen gün kaç kişinin hayalini süslüyor acaba? bir milyon koşturmacanın içinde evdi, işti, ödenecek faturalardı, edilecek telefonlardı derken iki dakka olsun benim gibi yayılmak isteyen kimler vardır kimler. hah, işte üzülmeyin. ben bugün bunu gerçekleştiriyorum. hepimiz adına.
üzerimde beni gelip aniden bulmuş bir 'genişleme' hali var. beklediğin haber gelmedi mi? vur poposuna tekmeyi. bilmemkim seni yanlış mı anlamış, çok da tın.
hiç bir şeyi düzeltemeyeceğimi anlamış bulunuyorum. buna yeltenmeyeceğim bile.

bak bir de önemli bir sır: ben bugün kendimi çok seviyorum.
benim biberler biçilmeye hazır, hadi görüşürüz.:)


27 Kasım 2012 Salı

Günaydın blog

Nasılsın? Bu dünyada sahip olup da kötü davrandığım belki de tek şeysin sen. Yine gıkın çıkmıyor, ne anlatsam dinliyorsun. O nedenle sormak istedim hatırını. Umarım iyisindir, çünkü ben..yerin ayrıdır, bilirsin.
Buraların ilk hallerini hatırladım sabah sabah. Tüm blogcular neşeliydi o zamanlar. Her sabah ve her akşam sahilde yanyana sıralanmış huzur dolu evlerin önünden geçer gibi..her evin önündeki bahçeye uğrayıp bir selam alır gibi birbirlerini dolaşırlardı.
Birimiz bile sayfasını bir süre dondursa şoka girer, eyvah onu okumadan yapamam duygusuyla geri dönsün diye gün boyu didinirdik.-bitteri özlüyorum bu arada.-
Bir hatırlayın, hatırlamak isterseniz tabi...Yazarak ve okuyarak kurulmuş bu dostluklar...yani neler yaşadık her birimiz, ben düşününce inanamıyorum. kendi payıma düşenler beni -ziyadesiyle- yordu. Sizinkiler de sizi, bilirim.
Ama bir kez bile birbirimizi önemsemeden geçtiğimizi, zerafet sınırını aştığımızı ya da kalplerimizi kırdığımızı hatırlamıyorum.
Ve zaman geçip de sizlerle yüzyüze tanışma vakti geldiğinde...yanılmadığımı görmek harikaydı.
Yıllar evvel arkadaşlarımın 'yazmalısın' dürtüklemesiyle korka korka ilk yazımı yazdığım zamanı hatırlıyorum. Kıymet gelip, hey Merhaba demişti ve böylece başlayıvermişti blogculuk.
O zamanlar önemliydi beni kaç kişi okumuş, ne düşünmüş, beğenmiş mi acaba? Çocuk blogcuydum. :) Şimdiyse biliyorum ki insan her yazdığını kendine yazıyor, yazmanın başka açıklaması olamaz. Ve birbirimize yoldaşlık ederken, güvendiğin birinin tek sözüyle, kendine geliyorsun.
Neyse...
Bunca savaşın ardından kendimle barışmama ramak kalmış gibi hissediyorum bazen.
İnsanlar önemini yitiriyor. Her şey önemini yitiriyor. Sesler cılızlaşıyor, görüntüler bulanıyor. Başka bir dünya netleşmeye başlıyor. Daha uzak olmak istiyorum,  daha mesafeli, uzak bir ormanın içinde, bir adanın tepesindeki bir evde, deniz hışırdasın yeter.
Enerjim..çok sevgili bir dostum bunu söyledi geçen akşam saatler süren konuşmamızda.."ama Ünsüm, senin enerjin"..dedi. "Senin gibi çok az insan var." dedi. "Senin enerjin başka türlü bir şey ve bu enerjiyi paylaşmak çevrende seni iyi tanımayanları ve sevmeyenleri yorabilir." dedi. "Bunun, farkında mısın?" dedi.
Değildim.
İnsanları hayata çok fazla ittiğimin, gülmeye, bir şeyler yapmaya, paylaşmaya ya da her neyse birşeylere zorladığımın farkında değildim.
Şimdilerde bunun üstüne düşünüyorum.
Üstüme vazife olmayan şeylere giriştiğim belli, kendimi yavaşça çekmek istiyorum.
Sükunet ve zerafet, beni kurtaracak olanlar bunlar gibi geliyor.
Ay...ne anlaşılmaz bir yazı oldu.
Her neyse...
Bu dünya güvenli bir yer değil, asıl söylemek istediğim -yazdıklarımdan hiç anlaşılmasa da bu-.. Bir ara gelip toparlarım belki yazıyı.

26 Kasım 2012 Pazartesi

bir insanı anlamak

başlı başına bir mesele bu.
kendini unutacaksın her şeyden evvel.. bir süreliğine de olsa. sonra gözlerinin içine bakacaksın. yazarak olmaz, okuyarak olmaz. eli kolu nasıl oynuyor konuşurken, sesi nerede iniyor nerede yükseliyor, kendi gözlerinle göreceksin. bak şu kelimeyi ederken gözlerinden bulut geçti misal, yazdığını okuduğunda bunu anlayamazsın ki..halbuki derdini yazarak anlatıyor olsaydı, büyük ihtimal cümlenin sonuna bir gülücük kondurmuştu... sen de sandın ki... büyük bir ilgiyle onu anlamaya çalıştığını sanırken... o mutludur. hayır, değil.

yazmak eksiktir, konuşmanın yanında. yazmak, konuşmanın yanında hiç bir şeydir. çünkü insan dediğin, kalem tutan bir elden, düşünen bir beyinden, acı çeken ya da mutlu olabilen bir kalpten fazlasıdır. insan karmaşık...sen kendini iki satırla anlatabilir misin ki okuduğun kadarıyla bir insan hakkında yargıya varıyorsun?

yanılgı bunlar. bu çağın modası yanılgılar. iletişim...pöh..bu kelimeden nefret bile etsem yerine şu an daha uygununu bulamadım, ne de olsa zihinlerimizin ırzına çoktan geçildi. kodlanmış robotlar gibiyiz.. nereye saldıracağını şaşırmış, korkmuş, ürkmüş çocuklarız hepimiz. Güven arıyor bulamıyoruz. önce kendimize güvenmemiz gerektiğini çoktan unuttuğumuz için.

iletişim diyordum. iletişim ancak göz göze olur. ses, göz, akıl, kalp  hepsi bir aradayken. yoksa okuduğun her satır, gördüğün her kare, izlediğin her sahne senin kendi yargılarına göre biçim alır.

biraz cesaret. bırak kırılacaksa kırılsın kalbin. bırak, üzüleceksen eğer... sonunda üzül. denemedim deme. önemli olan tek şey bu. yoksa muhatabını hiç bir şey anlayıp dinlemeden yargılamak kolay... çok kolay. hem de güvenli. bak, denemedin...bak kırılmadın...bak zarar görmedin...öyle mi? çok yanıldın dostum, denemedin durumun bir koloncuk olsun loto oynamadan ikramiye çıkmasını bekleyenlere benziyor.

korkmak o kadar insani bir duygu ki. güvenmek öylesine zorlu bir şey ki. geleneksel değerlerin koruyuculuğu çatır çatır kırılıp dağılmışken, her yönden endişe verici haberlerle sarsılıp dururken. ama insanlığa güven. orada hala iyi ve temiz kalpli birileri var. korktuğun için orada olmadıklarını sanıyorsan, bu sadece senin suçun. sakın bu suçu o iyi insanların üzerine atma.

mersi.


25 Kasım 2012 Pazar

son kez

hiç akıllarına gelmedi.
burada o kadar güçlü duruyordum ki
o kadar çok gülümsüyor
o kadar çok şeye enerji akıtıyordum ki...
hiç akıllarına gelmedi.
benim de kırılabileceğim.

oysa kırıldım.
öyle çok kırıldım ki
parçaları birleştirmeye çalışsam bile, hayata kalan son inancımla
başaramadım.

çekiliyorum.
ama hala fısıldıyorum size

yanlış yapıyorsunuz.

24 Kasım 2012 Cumartesi

içimden

burada oturdum, hepinize gülümsüyorum.
kendimi korumak hiç aklıma gelmemişti, kendime de gülümsüyorum.
ne yapmak gerek, ne yapmak gerek...

öyle şeyler oluyor ki, hala şaşırabilmeme şaşırıyorum.

ne yapmam gerektiğini bilmediğimden değil. dönüşmem gereken şey beni korkutuyor.
hayata yeniden döndüğümden beri gördüklerim, duyduklarım...bana o kadar yabancı ki.

planlamalar, programlamalar yapıyor kimileri.
ben, yapamam.
yapmak istemem.
yapmazsam da...olmuyor.
istediğim her ne ise beni uzağına atıyor.

nasıl akıllar duydum, kulaklarıma inanamadım.
bu planları uyguladıklarını gördüm, korktum, kaçtım, saklandım.
onlardan değil korkum, insanlığa olan saygımı yitirmekten.

mükemmel filan değilim, yanına bile yaklaşamam..kendimi ta tepede görüp de düşündüğüm şeyler değil bunlar.
ben sadece an'a ve hayata inanmak isteyen bir çocuk ruhum.

içinden nasıl geliyorsa öyle davranmak, o an öyle hissettiğin için ağlamak ya da ardından bir kahkaha patlatabilmek, bunları yapmanın bedeli bu kadar ağır olur mu?
ben artık bazı insanlara baktığımda sadece duvarlarla örülü kaleler görüyorum.

duvarları benim önümde tutamıyorlar, sanırım benden korkmuyorlar 
duvarın içindekini gördüğümde korkmuş, beceriksiz bir aptalla karşılaştığımı anlıyorum.
o kadar çok planları ve maskeleri var ki o aptal çocuğu unutuvermişler orada.

neden bu kadar çok korkuyorlar?
***

bir de 'farklı' insanlar var.

hata ettiğini bile bile, misal beni, birisini, bir işi, her hangi bir faydayı kaybetmeyi göze alarak ne düşündüğünü söyleyebilen.
kaybetmeyi göze alıp, hatta bunu bile düşünmeden, düşünemeden hissettiğini söyleyebilen insanlar var.

kişisel tercihim: Ben onları seviyorum.
Bırak an yaşansın.
gerçek olsun.
kavgaysa kavga, tatlı söz ise tatlı söz.

kırılacaksan bundan kırıl.
seni gerçeklik kırsın.
ben yalanın getirdiği mutluluğu istemiyorum.

Hadi amaa...
bir küçük filozofun dediği gibi:
"Bu dünyada korkacak bir şey yok."

23 Kasım 2012 Cuma

***

derin bir nefes al,
başını kaldır, epeydir seni ayaklarından tutmuş kendi kısır dünyalarına sürüklemek isteyenlerin arasından gökyüzüne ulaş.
bak orada ışıltılı bir dünya var.

senin yaşadıkların sana aitti.
onlara sarıl, vedalaşman gerekenlerle vedalaş.
affedeceklerini affet ve zamana bırak.

gerisi senin işin değil.

derin bir nefes al.

asla samimi olmamış, bu duygunun ne anlama geldiğini bile bilmeyenlere acıyarak, arkanı dön.
bir adım at.
gerisi gelecek.
bana inan.

aradan bir süre geçecek...belki kısa, belki uzun.
duyacak ve göreceksin, kimsenin ettiği yanına kar kalmıyor.

derin bir nefes al.

bu dünyaya yalnız geldin, yalnız gideceksin.
herkesin sınavı kendine, sakın unutma.

bu nedenle karşılaşıyor, bu nedenle konuşuyor, bu nedenle "bir takım olaylar" yaşıyoruz.
bekle gülüm.

Hakim kararını versin.

acı çekmenin ceza olmadığını öğrenir gibi oldum.
bu belki bazen ödül.

gönül gözü derler ya,
bırak bırak bırak.

değişmek?
bozulmak anlamına geliyorsa, ben almayayım, kalsın.

değişmek;
kendine paha biçmek, ağırdan satmak, önce kendini düşünmek anlamına geliyorsa, bırak kalsın.

aralarda bir yer olmalı, sen onu ara.

içtenlik ve dürüstlük.
seni kurtaracak olan bunlardır.
hep öyle oldu
zamanın başından beri.
sakın sahte mutluluk oyunlarına aldanma.

kötülükte birleşenler,
kaybettiniz.

22 Kasım 2012 Perşembe

selam solucan, sen beni tanımazsın, ben de seni.

tam da, kendi içimde sıkışmış kalmış bom diye patlamak üzereyken
tam da, beni zerre ilgilendirmeyen devasa konuların
tam da, kendi hayatımın dehlizlerinin
tam da, kalbimin durmadan sıkışmasının
tam da, hüznün göbeğindeyken...
birdenbire... uzaktan tanıdığım bir genç kız
gidip bir sayfayı beğeniverdi.
bir kıyafet markasının sayfasını
beğendi.

durup kaldım.

biliyordum başka hayatlar vardı
biliyordum
hayatlar birbirinden çok farklıydı.

ama bu yeni yetme genç, masum, saf, binbir hayalle dolu...işte bu iyi tanımadığım kızı düşünür buldum kendimi.
-üzerime vazife olmayan şeyleri düşünmekte bir numarayım-
-bunu da düşündüm-
belki evde şu an..odasından girdi internete, belki bir öğrenci yurdunda
sayfalara baktı, aklından geçen hayaller
gidip siteyi beğeniverdi.
ne mi var bunda?

net bir cevabım yok. Neden takıldım bu kadar ben de bilmiyorum.
tek bildiğim şey o kızla aynı dünyada yaşıyor olmamıza rağmen hayatlarımız arasındaki farkı birden fark etmem oldu.
bir kıyafet sitesini beğendiği için değil, hayır, bunda en ufak bir tuhaflık yok

sanırım ruhen ölüyorum.
ve o kız tek hareketle bana bunu anlattı.

o kadar uzağım ki, nedensiz, sufli, hayata dair bir şey yapmaya
buna tek tuşa basıp, bir markayı beğenivermek dahil.

vay be.
paralel evrenler dedi az evvel atalet.
paralel evrenler tam da bu dünyanın içinde.

şu an bir solucan minicik kafasıyla kendince büyük bir topağı iteliyor.
bir köpek balığı, sessizce avına yaklaşıyor
otlar büyümek istiyor, oysa kış.
uğur böcekleri ilkbahara kadar bir yerlere saklandılar

ben...evdeyim.
binbir haldeyim.

o genç kız bir site beğeniveriyor
biri aşkına sesleniyor
biri olmayan aşkına aplıyor
biri boşanmanın özgürlüğünü, yarasını sindirmeye çalışıyor
biri kaybettiği evladına yanıyor
biri maç muhabbeti ediyor.

kaç dünya var bu dünya içinde bilmek bizler için mümkünsüz.

ama birbirinden bu kadar uzak olmaları bazen çok pis koyuyor.



19 Kasım 2012 Pazartesi

kayısı kokulu kolonya

Televizyon izlemeyi unutmuş biri olarak, annemle kahvaltı ederken, ekranda  Hürrem'i oynayan aktrist hanıma denk geldim. Bir ödül almış. Üzgünüm, Vallahi ne ödülü olduğunu bilmiyorum, başını kaçırmışım programın. Her neyse bu hanım bir konuşma yaptı.  Özetle dedi ki konuşmasında, bu ödülü neden bana verdiğinizi anlayamadım, bu ülkede pek çok kadın var, kimisi bankacı, kimisi doktor ya da başka bir meslekten...Onlar da benim gibi çok çalışıyorlar ama biz onların adlarını bile bilmiyoruz. O halde ben bu ödülü onlar adına alıyorum. Çünkü asıl hak eden onlar."
Bu bir insan konuşmasıdır.
Bu hanımı saç boyası reklamlarında filan da görmüşlüğüm vardı, dizinin de bir kaç bölümünü izlemiştim geçen yıl. Bana hep çok sıcak ve farklı gelmişti anladım ki nedeni budur: Bu kadın bir 'insan'.
Ödül alırken bile, bundan utanan (bu hissi gerçektir-değildir, anlamaya bile yeltenmem, o benim işim değil) utanmayı aklına getiren ve ödülü hak ettiğine inan diğer insanlarla paylaşan bir kadın, cinsiyetinden önce insandır benim gözümde.
Allahım...tüm sanal alemde paylaşmanın önemi, birlik beraberlik mesajları, insan olmakta level atlama çabaları nı destekleyen iletiler görüyorum.
Çok güzeller, etkileniyorum, bazıları beni kendi içime döndürüp soru sordurtuyor güzel.
Ama gerçek yaşamda?
Çok fazla kavga var. Çevreme bakıyorum, kendi kısıtlı, öz çevreme: kavgalar, küslükler, laf atmalar, sevgi azlığı.
Ay, çok yoruldum.
Blogcu dostlarım bilir...Ben çocukluğumdaki Tarzan'ı her gün biraz daha fazla özlüyorum.
Mağarasına kaçan, orada tek başına yaşayan, kimseye bulaşmayan, mesafeli Tarzan'ı.

Genelde hiç üstüme vazife olmayacak şekilde gider küslerin arasını bulmaya filan çalışırım. Ama bu durum beni aşmış, ben kimim ki...Bunu anladım.
21 Aralık'ta dünyanın sonu gelecek mi bilmiyorum, çünkü benim tanıdığım dünyanın sonu gelmiş, anlıyorum.
Allahıma şükür az ama öz dostlarla, sarılışıp, gülüp, ağlayıp, yiyip, içip, bakışarak anlaşma dönemine girmiş bulunuyorum.
Kendi içime dönüp, orada kalasım var.
Zaten kalabalığım orada. Halledilecek çok iş var, başlayalım bakalım.
Bu da böyle bir yazı oldu. Hayırlısı.




3 Kasım 2012 Cumartesi