21 Eylül 2008 Pazar

zıpla oradan oraya

Ya yine bir kitap var elimde. Yıllardır okumak istiyordum da olamadıydı.
Çok basit ve de yerinde bir soruyla cebelleşiyor. Uygarlık denen şey neden tüm kültürlerde ve coğrafyalarda aynı anda gelişmedi?

Öncelikle benim ilk cevabım:
Hay senin uygarlığının ta içine.
şeklinde.
Önleyemiyorum iç sesim devam ediyor.
Bu dünya sadece insana ait, geri kalanlar onun hizmetinde, e peki ben bundan en üst düzeyde nasıl faydalanırım? diye düşün dur.
Diğer canlıların senin hizmetine nasıl gireceği düşüncesi seni kesmesin, senden aşağıda ve aptal olduğunu düşündüğün toplumları da ez geç.
Sömürgeleştir, öldür, üzerinde deney yap, kendine hizmet ettir, cart curt.
Hangi uygarlık, nasıl uygarlık be bu?

Uygarlık ve teknoloji dendiğinde benim aklıma uçak-gemi,telefondan önce
çok düzenli örgütlenmelere gitmiş ve insanı bireyleştirdiğini iddia ederek insanı diğerlerinin tıpkı aynısı bir kopyaya çeviren sistemler geliyor.
Ortalama milli gelir, kilometrekareye düşen kişi sayısı, ortalama ömür, normal değerler, normal davranışlar....herkesi aritmetik bir ortalamaya dahil etmek için kıçını yırtıyor.

Sıkıcı...
Valla sıkıcı.
En hafif kelimeyle sıkıcı.
Ama saldırgan da aynı zamanda.
Ortalamanın dışında olma hakkın yok.

İşte böyle anlarda gayetle alakasızca mesela Aysel Gürel'i seviveriyorum ben.
Yıldız Tilbe'yi...
Arada bir yaşadığı yerden inip biriktirdiği şarkıları söyleyip tekrar giden Murat Kekilli'yi.

Ya da kendi şehrimden örnek:
Tam merkezde birkaç katlı bir apartmanın üzerinde, çatı katında bir kuş evi vardı.
Bir gün nedense kafamı gökyüzüne çevirmiştim ve görüvermiştim.
Hayran olmuştum.
Ne bu, ne bu diye sormuştum.
Bir aşk hikayesi dedilerdi.
Adam aşık olur.
Kızla kavuşamaz.
Çatı katına tamamen ahşap bir kat yapar.Oralara buralara uzantıları vardır yapının. Merdivenler iner çıkar bi dolu yerlere.
Orada kuşlarla yaşar.

Doğru değilse bile...ki öyle görünüyor...yani doğru görünüyor...saygı duyulası bir hikaye...

Bir de küçük ara sokaklardan birinde ilerlerken...
ki o sokaklarda temeli tevazuya dayalı minik müstakil evler vardır. Hepsi dipdibe, sokaklar eğri büğrüdür, cetvelle çizilmemiştir.
Şükür ki henüz onları kimse düzenlememiştir.

Bu evler doğruca sokağa açılır.
İşte o evlerden birininden çiçekler fışkırdığını görürsünüz.
Önünde yağ tenekelerinden, saksılardan çiçekler size el eder.
Çok çiçektir.
Ahanda! orada bir insan yaşıyor diye bağırır içiniz...

Ben o eve hayranım.
Ben o kuş evine de hayranım.

Sitelerinize sizin (ve benim)...ne diyeyim...kendinizi hapsetmişsiniz...benim diyecek birşeyim yok.
Site yönetim toplantıları, aidatlar, aynı ayar yanan kombiler, oturulmayan odanın peteğini kısıver.filan filan filan...

Öyle işte...

Tam şu anda içimdeki yazma isteği gidiverdi.
Yazının kalanını sahte bir heyecanla yazacak değilim.
Bitti, bu kadar söyleyeceklerim...:)

6 yorum:

Adsız dedi ki...

anladım ben..

derdine içindekine derman olamam..
geçecek de diyemem
düzelir de..
diyemem..
her şeyin iyisi kötüsü dengeli olsun
yaradan bizi.. sömürenden.. bezdirenden.. hah bi de..sıradanlıktan korusun..
derimm

ama öperim kocaman.
iyi gelir..
bilirim..

uctemmuz dedi ki...

dertliden ziyade sinirliydim ben bunları yazarken ataletim. hele bu şehir her gün biraz daha düzenli ve sıkıcı, sesi soluğu çıkmayan bir yere dönüşüyor. kimbilir kaç yıllık akasyalarımız gitti yerine manolyalar geldi. Manolya ne yaa? Hani yani... alışık değildik de hiç birimiz. Pek özlüyorum ben akasyaları. aynı isimli bilmemkaçyıllık çay bahçesini de yıkıverdiler. Pek yıkıcılar. yorgancılar çarşısı bile gitti. O yanyana tek katlı dükkanlar, kocca cam vitrinler, ortadaki asma, rengarenk parlak yorganlar...gitti işte hepsi. Bakalım yerine nasıl bir betonarme yapı seçecekler bizim için.:)
Merhamettt...
Ben de öperim ki...:)

burdasaklaniyorum dedi ki...

ne kadar haklısın.
diyemiycem başka bişey

geçkalmadımki dedi ki...

aaaah ah Üçemmuzum..
ne doğru ne güzel demişsin..
ne diyim.. ben de Atalet gibi öpeyim kocaman, sevgilerimi bırakırken...

laleninbahcesi.blogspot.com dedi ki...

ilk yorumda atalet adını yazmamış, ben de daha okurken anladım o olduğunu sen de , işte sevmek bu. Lazım değildir kızanım her yere adını yazmak , sen sevdiklerini rüzgarından tanırsın. Sen şimdi insan olmanın erdemli olmakla eş anlamlı olmasını istiyosun özetle, ne diim sana üçtemmuzum, derin mevzu , içinden çıkılmaz, bir gün mutlaka olur denmez. Ama o kuş evi orada durdukça bi ümit var derim ve evi görmek için meraktan çatlarım.

uctemmuz dedi ki...

Canım burdam...hezeyan mı hissettiklerim...don kişotluk mu? bizi bize hatırlatan bişeyler de kalamaz mı geçmişimizden? kime ne zararı dokunur ki?

geçkalmadımkim ben de öperim, sevgiyle.:)

laleeee...dikkat etmemiştim hiç, haklısın hemen tanıyıvermişim ataleti ben.:) güzel birşey bu. güzel bir şey.:)

o kuş evi bir kaç zaman evvel yıkmaya başlamışlardı, korkudan bakamadım bir daha. Ama tamam. bakacağım. İnşallah orada duruyordur, ben de bir fotoğrafını çekiveririm.