29 Nisan 2009 Çarşamba

Geyikli Gece

Geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede
İmdat ateşleri gibi ürkek telaşlı
Sultan hançerleri gibi ay ışığında
Bir yanında üstüste üstüste kayalar
Öbür yanında ben

Ama siz zavallısınız ben de zavallıyım
Domino taşları ve soğuk ikindiler
Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık
Gölgemiz tortop ayak ucumuzda
Sevinsek de sonunu biliyoruz

Borçları kefilleri bonoları unutuyorum
İkramiyeler bensiz çekiliyor dünyada
Daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum
Oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum
İyice kurulamıyorum saçlarını
Bir bardak şarabı kendim için içiyorum

'Halbuki geyikli gece ormanda
Keskin mavi ve hışırtılı
Geyikli geceye geçiyorum'

Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.

(Alıntı: Turgut UYAR)

15 Nisan 2009 Çarşamba

nar çiçekleri

Bir süredir bu sayfaya bişeycik yazasım yok.
Ne zamanlar yazıyorum, niye bu sayfaya ihtiyacım var diye düşündüm demin. Cevabını da buldum. Duygularımdan biri baskın olduğu zaman yazıyorum ancak. İş olsun diye yazdığım yazılar da var. Sayfadaki yazı değişsin, insanlar yavaş yavaş kopmakta olduğumu sanmasınlar diye filan. Onlar karşı taraftan hemen anlaşılıyor zaten. Ben de anlaşıldığını anlıyorum.:)

Çok kızgınken, çok mutluyken ya da üzgünken yazıveriyorum. farketmiyorum bile ne yazdığımı. Farketmediğim tali hisler harfe dönüşüyor burada, beni tamamlıyor.
Oysa birkaç haftadır içimden gelmiyor.
buna seviniyorum.
duygularımın hiç birinin baskın halde olmamasına seviniyorum.

dinlensinler biraz.

hiç gerginlik istemiyorum bu aralar. aslında azıcık gerginlik severim evet...yolda yürürken ters bakan birine kızmayı, onu mesele etmeyi, eve gelip bir dostla bunu paylaşmayı filan.
hiç içimden gelmiyor şimdi.

neredeyse beni gerenden gidip özür dileyeceğim, öyle bir şey.

bu durumun bir adı var mı, bilmem.her durumun da adı olmayıversin zaten. vahşi, ilkel, keşfedilmemiş "hal"ler olsun hayatta.
önceden yapmadığım şeyleri yapıyorum bazen.
sokağa çıkarken bir sakız atıyorum ağzıma...Naciye Abla kıvamında olmasa da zevkle çiğniyorum, yürürken ya da minibüste.
Hani malum. Herkes sakız çiğner ama kimse Naciye Abla gibi çiğneyemez...derler ya.:)

herkes kendi kanalında yüzsün istiyorum, istediği suda, istediği yüzüş stiliyle.

arada bir neşe olsun su sıçratalım birbirimize, nispet yapalım "ben daha güzel yüzüyorummm" diyelim, karşı tarafta "hayır ben ben" desin...

bu kadarcık söyleyeceklerim...bu aralar kendime yazıyorum...kusura bakmayın...:)

13 Nisan 2009 Pazartesi

Turgut Uyar

Bu aralar çok da tanımadığım bir şaire; Turgut Uyar'a takılmış durumdayım...

Boş kaldıkça internet sayfalarında şiirlerini arıyorum, okuyorum.

Buraya eklemeyeceğim ama eğer ilginizi çeker de bakarsanız şiirlerine belki size de ilaç olur. Bilemem ki...:)

Sanatçı dediğin pamuklar üstünde korunmalı, onu anladım bir kez daha. Müzik yapsın, boyalarla tuval üstüne dünyalar kursun, kelimeleri ölçe biçe şiir yazsın farketmez. O özel yürekli insanlar kendilerinden vererek paylaşıyor bizimle.
Bana otur da bir roman yaz deseler...-yeteneğimin olup olmaması ayrı mevzuu-her şeyden önce kendi bildiğimi, yüreğimde olanı paylaşacağım için çekinirim.
İçindekileri foş diye dökmen lazım, seni yerden yere vurabilecek insanların karşısında.
Kurgulasan bile farketmez.
Okuyanlar satır aralarında seni arayacaklar.
Şarkı sözlerinde, fırçanın ucunda.

Ne büyük cesaret ve özveri.
Osmanlı'da Divan Edebiyatı sanatçıları Patronaj sistemiyle korunurmuş. Ben yeni öğrendim.:) Yani gerçekten kabiliyetli kişiler maddi durumu yerinde insanlar tarafından desteklenirlermiş.
Bu gönül alışverişinden karlı çıkan bizler oluyoruz aslında.
Okuyanlar, izleyenler, merak edip, neyim ben, kimim ben diye soranlar.

Ne büyük minnet borcumuz var, onu farkettim.

***Ha bir de bu ara hep böyle denk geldi yazılarım. Şiirdi, mutluluktu yazı konularım hep böyle oldu. Bahar etkisi midir bilmem ama umarım sizi sıkmıyorumdur. Günlüğüm gibi burası, sıkılırsanız görmezden geliverin olur mu?;)***

11 Nisan 2009 Cumartesi

aferin len sen'e...

bişey öğrendin.
azıcık öğrendin.

mutluluk hepsinde birden değil.
yani her an değil.
herşeyde değil.
topyekün değil.

anlarda.

minik gülüşlerde.
detaylarda.
bir bakışta.
çikolata yemekte.
iyi bir haberde.
ayarı denk düşen çorbada.
kaşıkla tabağın uyumunda ama daha çok içindeki yemekten ziyade beraber yediğin insanlarda.
korunduğunu anlamkta.
sevildiğini farketmekte.
sevmekte.
ve korumakta.
abla olmakta...

ben büyüyünce abla olcam diyen kız çocuğunu aşıp, abla olmakta.

orda burda şurda...her bişeyde.

azıcık öğrendin, evet.
arada bir unutsan da top yekün unutma bebecik bunu.
bisiklete binmek gibi olsun...

mutluluktan uzaklaştığın an yeniden hatırla...
:)

9 Nisan 2009 Perşembe

istediğin ismi koy bu yazıya okuyucu dost

hepimiz kendi hayatımızın spiralleri içinde yuvarlanıp gidiyoruz.
kimimize bir rüzgar denk geliyor, spirallerden yukarı savuruyor onu..eğer kişi akıllıysa tutunuyor o rüzgara, onunla beraber yükseliyor.
ya da bazen aniden hava boşluğuna rastlıyor insan, durmadan vura çarpa düşüyor.

ufacık bir düşmede bağırıp çağıranlar, ağlayıp sızlayanlar var.
hatta ortada bir sorun yokken bile yapıyorlar bunu.
şikayet ediyorlar.
durmadan.
dinleyende kafa göz bırakmıyorlar.

kimisi öyle değil.
düştükçe içi parçalanıyor, kafasını vurduğu her yerde kalbinin bir parçasını bırakıyor
ama
bakın onun yüzüne bir...
size gülümser o.

bazen canı öyle ynar ki, kahkahalar atar.
anlayamazsınız.

ben kulların hiç birini eleştiremem.
herkesin yolu farklı, yapısı farklı, yaşadığı farklı...
bazen hata edip de ama bunu neden böyle yapmış dediğimde kendimi toparlarım.
toparlamak için çalışırım.
çünkü ben onun yüreğinde neler olup bitiyor bilemem.

o rüzgarı yakalamayı herkes ister...
herkes yakalayabilir mi?
ve zaman zaman hepimiz için esiyor o rüzgar.
estiğinde onu tanıyacak ve tutunup, ona kendimizi bırakacak kadar akıllı davranabilir miyiz?

bilmiyorum.
hepimiz için öyle olmasını diliyorum sadece...

6 Nisan 2009 Pazartesi

4 Nisan 2009 Cumartesi

ey dost...titre ve kendine gel...bahar var dışarıda...:)

armudu taşlıyalım
altında kışlayalım
akşam oldu vak'toldu
eğlenceye başlayalım

hey yallah yallah yallah
hoppala yarim yaz geldi
çarşıya kiraz geldi
aldım beş okka klraz
o da yare az geldi

armudun altı kuyu
uyu sevdiğim uyu
ne çabuk serhoş oldun
içtlğln üzüm suyu

hey yallah yallah yallah
hoppala yarim yaz geldi
çarşıya kiraz geldi
aldım beş okka klraz
o da yare az geldi

armut dalda sallanır
yere düşer ballanır
o yar beni görünce
hem güler hem nazlanır

hey yallah yallah yallah
hoppala yarim yaz geldi
çarşıya kiraz geldi
aldım beş okka klraz
o da yare az geldi


Şu türkünün yazıldığı toprakları sevmemek mümkün mü? :)))