6 Haziran 2009 Cumartesi

bir film...bir ben...:)

Burası küçük sayılabilecek bir şehir.

Her gün şehri hareketlendiren, heyecanlandıran bir şeyler oluvermiyor haliyle.

Sanat içinde filan da yüzmüyoruz.

Buna rağmen

arada sırada gerçekleşen sanat olayları da bizi tam anlamıyla harekete geçiremiyor.


Çok güzel ve başarılı bir Sinema Derneğimiz var burada.

Emek verenlerinden birini çok iyi tanıyorum.

Heyecanla, canla başla çalışmasını görüyorum.


Dün akşam onların hazırladığı bir sinema etkinliğindeydik.

Derviş Zaim'in Nokta isimli filminin gösterimi vardı.


Film başladı. Ağzım açık kaldı.

Aklımdan düşünceler uçup gidiyordu:

Perdede gördüğüm yer neresi?

Ne kadar güzel...

Bugüne kadar kimse neden akıl etmemiş burada film çekmeyi.

Böyle bir film var da benim niye haberim yok.

Nasıl bir konu bu böyle?

Azıcık Hiro'yu mu anımsadım ne?

Hayırrrrrr...bezerlik değil önemli olan, şahane olmuş.

Hiro'yu da çok sevmiştim.

Orada da kaligrafi vardı başrolde, bunda da...


Hat ne güzel şey...Öğrenebilir miyim acaba? Kimden peki? Dur ben bunu bir araştırayım.

Ya bu çocuk nasıl güzel oynuyor bu kadar zorlu bir rolü...

Settar Tanrıöğen her zamanki gibi...doğal, kendi gibi, sakin...döktürüyor. Tam bizden biri O. Yaaa ne çok tuz var...ne çok tuz...her yer tuz...Göküyüzü, gökyüzü...

sahneler bitmiyor, tek çekim. nasıl yapmış bunu yönetmen?

Ben düzgün tek bir kare fotoğraf bile çekmekte zorlanırken...nasıl yapmış...


Konu ne ilginç...beni aldı götürdü...

iyi ne?

kötü ne?

gerçek ne?

yalan ne?


hepsinden önemlisi "niyet"in ne?


niyet'i hatırlayan var mıııııııııı?

niyet, niyet...niyet...


"Oğlun elimizde" demiyor aktör çocuk. Hayır.

"Evladın elimizde" diyor.

ne incelik.


Ancak anne babalar bilir, oğulla evladın ayrımını...

Evlat çoook daha üst bir anlatımdır.

Nasıl yakalamış bu ayrımı.


Çok hikaye açıldı filmde.

çoook hikaye.

Hiç biri bağlanmadı.


Gerek de yok zaten.


Bu klişe bir Amerikan filmi değil.


Hikaye kapatmak için yaşanmaz...

Hikayeyi kapatmak için de film yapmazsın o zaman.


Ne anlatıyor ona bak sen...

Çözümü sana hap yapıp vermek zorunda değil...kafanı azıcık da kendin çalıştır.


film bitti.

ben çok sevdim.



ertesi gün.....


Panel, karşılıklı konuşma...Yönetmen yok ama...oyuncular, filmin müziğinin bestecisi ve yapımcı var...


Soruyorlar:

"Neden izlenmiyor bu filmler?

Bizden ne istiyorsunuz?

Ne yapmalıyız, bizden ne bekliyorsunuz ki sinemaya getirebilelim sizi..."

Çok ince ve zarifler...hepsi çok "Abi"...çok dostlar, çok samimiler...


verecek cevabım yok.


Her zamanki gibi "ekonomik durum, ekonomik durum" diyor birileri...


Sahnedekiler bunu anlayışla karşılıyor:

"Ama diyorlar: Recep İvedik'i 5000000 kişi izledi."


susuyorum...

çok konuşmak istiyorum.

ama çok heyecanlıyım.

aklıma konuşmayı getirdiğim an, kalbim yerinden fırlayacakmış gibi çarpıyor.:)


sonra salondakiler konuşmaya başlıyor.

İzleyeciler bir bir sevdikleri dizileri anlatıyorlar.

Nasıl kızıyoruım.

Dizileriniz alın daaaaa... taaa en derinine....


Psikolog olduğunu söyleyen genç bir kız alıyor sonunda mikrofonu.

Herkes seviniyor.

Aklıbaşında bir şeyler dinleyeceğiz nihayet. Hatta Hatta Mazlum Bey "size çok ihtiyacımız var" diyor.

Gülüşmeler.

Kız başlıyor...pardon melemeye...


"Ben bu filmi beğenmedim çükü düşünmeni istiyor" filan diyor. Ben eğitimliyim ama yine de beğenmedim diyor...

Kıza uçasım geliyor.

Beğendği filmin adını da söyledi de...


Yavrum sen git Cin ali okuuu diyesim geliyor...diyorum da. umarım duymuştur.


yetmiyor daha da söz almak istiyor. Sahnedekiler cidden dumur olmuş durumda.


"Bişey daha söyleyebilir miyim?"


Yeteri kadar sı...diyorum, tüy dikmesen de olur.

Ama o tüyü dikecek...

hatta tüyü fildişi tarakla tarayacak...

mümkün olsa üstüne bir de dantel örtecek...


yapıyor da bunları...


sahneden ona anlamlı cevaplar geliyor.


ama anlamıyor yavrucak.

ona cevap verildiğinin ve cevabın sıkı bir gol şeklinde cereyan ettiğinin farkına varmasına imkan yok...

gülüyoruz.

sinirleniyouz.

üzülüyoruz.


-"psikologdunuz di mi siz?"

-"yok, yani okulu bitirdim amaaaa."

-"evvet şimdi anladım..."
bir el göz hareketi...



durumu biz de anladık...

bir tek kız farkında değil zaten.



her mikrofonu alan negatif şeyler söylüyor.

Filmle ilgili tek bir geçerli eleştiri yok...

ortaya karışık şikayetler silsilesi sadece...


da-ya-na-mı-yo-rum:

mikrofonu kapıyorum

evet yaptım bunu :)


Ve başlıyorum konuşmaya...


"Ben akşam izledim filmi.

Hayran oldum" diyorum...


"Çekimler, öykü...

iyi demişsiniz, kötü demişsiniz...

ve...

niyetten bahsetmişsiniz" diyorum...

heyecandan tam olarak ne dediğimi hissetmeye çalışarak devam ediyorum:

çok çokk hoşuma gitti.



emeğinize sağlık, ellerinize sağlık" diyorum...


alkış geldi, onu duydum.

oh saçmalamadan konuşabilmişim dedim.

Ve sahneden bana bakıp...elini kalbinin üzerine koyan birini gördüm...

ben de ona bakıp gülümsedim.


Ben "birisiyim."

Hiç film çekmedim.

Hiç kitap yazmadım...

heykel yapmışlığım, şiir yazmışlığım, resim yapmışlığım yok.


Bu insanlar bize bizi anlatmak için yola çıkmış.

Buraya, yaşadığımız şehre kadar gelmişler.

Bize diyorlar ki..."daha ne istersiniz, ne yapalım?"


Bir Allahın kulu da teşekkür etmez mi ya...


Herkes mi şikayet eder...


Nerden öğrendi bu gençler durmadan şikayet etmeyi...

Sanki 20-30-40-50 yıl önce daha zengin bir ülkeydik.

Bu şikayet canavarı yaşamı elimizden alıp gidiyor, farkında mıyız...


hiç çözüm üretmeden..şikayet etmek korkunç bir şey...

günah günah...


şikayetlerle geçireceğimiz vakti filmle ilgili konuşarak geçirebilirdik.

aklıma takılan, sormak istediklerim vardı...şikayetlerden sıra gelmedi...


ekonomik durum lafını duymaktan kusmak ister hale geldim.

ulan ne paragözmüşüz ya...



8 yorum:

Ece dedi ki...

Bir süre önce, Okan Bayülgen'in konuğuydular. O gün filmden bazı görüntüler verdiler.Konusu anlatıldı.Adam bugüne kadar cesaret edilmemiş bir şeyi gerçekleştirmiş(tek bir mekânı kullanarak). Ticarî bir kaygısı olmadığını, sadece çok istediği bir şeyi gerçekleştirdiğini söylüyordu. Konu ilginç gerçekten.Gidip görmeli diye düşünmüştüm ama sonradan aklımdan çıktı işte:((

Bok atmak kadar kolay bir şey varmı Üns'üm, kuşum?? Recep İvedik yeter bu millete.İlerletir düşünceyi,düşünmeyi:))))))

Öpüyorum canım

uctemmuz dedi ki...

Ben o programı izlememişim Ece Ablam.(Abla diyeceğim artık, çünkü gerçekten öylesin.:) yanlış yapmıyorumdur umarım.)
Keşke izleseymişim.
Konuşan insanların "şikayetleri" filmle ilgili de değildi. Anlayamadım inan. Hayattan şikayet ediyorlar ve hep paradan bahsediliyor.
Bu hiç sağlıklı değil.
Toplumun bu yüzüyle karşılaşmak çok ürküttü ve üzdü beni.
Yoksa bu bir film. Elbet beğeneni de olur, beğenmeyeni de.
Hayırrr...sıra filme filan gelmedi.
Sanki sahnedeki insanlar siyasetçi ya da ükeyi yönetiyorlar da biz de onlara şikayet etmeye gelmişiz gibi.
Tuhaftı çok. Karşılıklı konuşuluyor ama konu yok. kimse birbirni anlamıyor. laflar eveleniyor, geveleniyor.
En doğru sözü Mazlum Bey söyledi en sonda...ben bu sözü seninle bilahare paylaşayım.:)

Ve bu sözü buraya yazamamamın nedeni aslında tüm olup biten bu saçmalığın da nedeni...

Hayret...yazamıyor, ürküyorum.
:)))
Bu da beni ayrıca düşündürttü. Şaşırdım...
ben de bir korkağa dönüşmüşüm.

Adsız dedi ki...

önce sürü olarak mı vardık..
yoksa belli değerler ile itile kakıla mı sürüleştik..
yani sürüydük de müstahakkımıı mı bulduk..
yoksa birileri hakkımızı mı yedi...

ama şu anda çıplak çpbanların güttüğü bi sürü olduumuz kesin..
aşk meşk entrika.. fikir de yok.. bilgi de..
öööle..

atalet...

.. dedi ki...

aha da şuraya yazdım, o film en kısa zamanda bulunup izlenecek.
ünsüm bidenem, helal sana, o mikrofonu kapmasaydın benim içimde kalırdı 8)

uctemmuz dedi ki...

önceleri sürü olduğumuzu düşünmüyorum ben ataletim. sürü olmaktan o kadar uzaktık ki, çok canlar yandı bu nedenle.
ben o filmden çıkıp eve geldiğimde, düşünürken, kendimi bana bugüne kadar öğretmenlik ypmış herkese teşekkür ederken buldum kendimi. Allah hepinizden razı olsun diyordum. Ben süper ultra şahane bişeyim demek değil bu. elbette ki değil. O zamanın eğitimi, öğretimle yapışık ikizdi. Öğretmenlerin işi iki fizik formülünü vermekten ibaret de değildi. Terbiye, okuma aşkı, saygılı konuşabilme...bunların hepsini hepimize öğretmeye çalışıyorlardı. Yanlış mıyım?
Okumamak ayıptı. Yeni çıkmış bir Türk filmini izlememek saygısızlıktı.
Dün sinema aşkıyla yaşayan çocuklarla kendi aramızda konuştuk sonradan.
"Canlarım...patır patır sinemaya gidiyordu bu ülkenin insanları...sonra iç bayan filmler çekmeye başladılar. "Bir Yönetmenin İç Dünyası'nı" anlatan filmlerle beynimizi yediler uuzuun bir süre" dedk onlara. Bıktık, sıkıldık, kandırıldığımızı farkettik" dedik.
"Anayurt Oteli son damla oldu. Yeter la, sizin sinemanıza dedik...Ta ki Uçurtmayı Vurmasınlar'a dek"dedik...éArdından kim ne derse desin 'İstanbul Kanatlarımın Altında' geldi. Çook değişikti. Çoook sıcaktı. Bilimden bahsediyordu, olağanüstü muhabbetler vardı, o güne kadar perdede görmediğimiz" dedik.
Film çekmek istiyorsunuz...aklınızda olsun, seyirciyi bıktırmayın, işin mokunu çıkarmayın da demek istedik...ama karşılıklı ilk sohbetimizdi, bunu sonraya erteledik.:)))

Yok yok...bugünkü eğitim sisteminde ciddi hatalar var. Konuya odaklanamayan, ne izlediğini, ona ne söylendiğini anlayamayan ciddi bir çoğunluk var ortada. Tam anlamıyle Alev Alatlı'nın toplumsal afazi dediği şey bu.
Aynı dili konuşup iki tarafın birbirnin ne dediğini anlamaması.
Çok uzattım ya...çocukları ve gençleri çok sevdiğim için.Vallahi de öyle...Kafaları zehir gibi çalışsın, leb demeden leblebiyi anlasınlar...Japın animelerinin, İrlanda-İngiliz müziklerinin hegamonyasından çıksınlar istiyorum. Üstlerine örülmüş diğer kültürlerin perdesini çekip açsınlar, onları da yadsımadan, bizim değerlerimizin de farkına varsınlar istiyorum.
Yoksa Japon kültürü inanılmaz revaçta. Kimse bunlara neden dertlenmiyor, anlamıyorum.:)

uctemmuz dedi ki...

Canım burdacığım...Eğer rastlarsan sinemada izlemeni tavsiye edeyim. Çünkü görüntüler gerçekten çok etkileyici.
Ve bu filmden ve konuşmalardan sonra kendimie söz verdik. Asla bir Türk filminin korsanını seyretmeyeceğiz.:) O kadar net anlattılar ki durumlarını. İflas ediyorlar, emekleri zayi oluyor.
İşte böyle tatlımk...Çok konuştum sabah sabah...sizi seviyorum.:)

laleninbahcesi.blogspot.com dedi ki...

Üç Temmuzum bizim Türk insanının genlerinde var, bir şeyi sürekli eleştirmek, hiç iyi bir şey yok diye bağırasın gelir onları dinlerken. Filmi görmedim. Ama bak senden dinleyince feci şekilde göresim geldi.

uctemmuz dedi ki...

Hele bir de gerçekten iyi bir şey yaptıysan...senin kesin yokedilmen lazım, değil mi Laleciğim...:)
Neden böyle bilmiyorum.
Buna rağmen burada yaşamaktan başka hiç bir dileğim yok.
Karşılıksız aşk, dünyanın hiç biryerinde buradaki gibi tatlı değildir sanırım.:)