5 Haziran 2010 Cumartesi

hayat sence nerede?

günlük işler var.
rutin.
yapmazsan olmaz.
hayatını sürdüremezsin.

yemek yapacaksın, çamaşır yıkayacaksın, bulaşık filan da, biraz temizlik...bunları yapabilmek için sağlıklı olman ve para kazanman da lazım.

Bütün bunları yaparken...hayatın tadını çıkarabileceğin uğraşılar var. hobi filan derler, bir kalem geç sen o muhabbeti.
Hayatın ta kendisidir o anlar, o uğraşılar...O ana ulaşmak için diğer işleri yapman ve neşeyle sabırsızlanman gerekir.

Nerede saklı o anlar? Senin uğraşın nereye gizlenmiş peki?

:)

Benimkisini biliyorum. Hatta benimki demek az oldu...benimkileri biliyorum.

Neşeli ya da hüzünlü derin bir sohbet. Bisiklete binmek. ki yıllardır yapmadım. -ne salaklık-

Kahve içmek. İçinde kaybolacağım ve yıllarca içinde yaşayacağım bir kitap. Hiç ummadığım zamanlarda o kitaptan bir satır gelsin aklıma. Sessiz sakin bir film. Bazen çok dehşetengiz derecede gürültülü bir film. İçli bir türkü ya da bir koyver gitsin şarkısı.

Ve ev önemlisi belki...

Etrafında başka insanlarla toplaşabileceğim bir "fikir". Bir öğreti. Ya da yakarış, haykırış. Neşeyle bağırabilmek. Delice ağlamak.

Çiçeklerle konuşmak.
Bulutlara derdini anlatmak.
Denize bakıp, denizi düşünmek.

İnsanlar var bir de.

Dünyanın en doğal şeyiymiş gibi dünyayı kabullenmiş insanlar.
Binlerce yıllık öğretinin bir kepçe değdiği insanlar.

Ata Demirer var misal.

Ağustos Böceği'ne "sen çal ulan, kışın ben sana bakmazsam şerefsizim" diyen karıncası var.

Bir kuş ötüşü taklidi var Osmanlı Cumhuriyeti'nde...tadından yenmez.

Fatih Akın var.
Temmuz'dası var Onun...sadecik bir aşk hikayesi...yine en doğalından. İstanbul'da kavuşan aşıkları var.

Duvara Karşı'sı var...aşkın en acımasız hali var yani. Aşıksın evlisin ama arada özgür bir evlilik için yapılmış antlaşma var. Dokunamazsın, sevemezsin. Ama aşıksın.
Biber dolması sahnesi var. Bak yine...O biber dolması bu kadar mı anlatır, aşkı, hayatı...ve sonu klozettir.

(Peki bu acımasız oldu ama filmde öyleydi.Gerçek hayatta o dolmanın afiyetle yenmesini dilerim hepimize.)

Sonraaaaa...

Ferhan Şensoy var.
Soğukkanlı ve sıradışı bir mizah. O kadar eğlenceli ki seyirciyi sevmezse, küfreder gibi oynar. Kendini suçlarsın, ben iyi bir seyirci değilim diye.

Yiğit Özgür karikatürleri var.
Donk diye kalırım.
ha haaaaa diye gülerim.
yuh diye şaşırırım.

Metin Akpınar bilgeliği var.
İzlemeye doyamam.
Bu kadar donanım nassıl oldu ama Abiii derim, utanırım.

Ayla Algan var.
Ne yaparsa yapsın o, severim.

Alev Alatlı var...Okurum okurum...bazen hiç bir şey anlamam...okurum. Anlarım içim cız eder. Öğrenirim...öğrenirim sanırım, yanılırım.

Düğünler var.
Gerçekten göbek atılan...gerçekten eğlenilen...mutluluk dileklerinin gerçek olduğu düğünler. Tanımadığın bir insanla bir kesekağıdı ayçekirdeğini paylaşabilirsin bile hatta. İnanılmazdır. Keyiflidir.

Tarlalar, bağlar var. Dereler var...Tren var ve arada gökyüzünden geçiveren uçaklar var.

Buna inanmayacaksın sevgili okuyucu...
Gökkuşağı var.
Havada asılı renkler.
Parlıyor.

Sonra öğretiler, yine öğretiler.

Kimseyi eleştirme'ler var.
İnsanlık halidir çünküm.
Düşmez kalkmaz bir Allah.

Hor görme garibi, onun da Allah'ı var.

Yıllanmış bir Pastane'de imal edilmiş keşküller var.
Bahçe kenarından deniz gören çitler var.

Var var...

İyi ki var.

Bu kadar...yoruldum azıcık...Sevgiler.:)

5 yorum:

bacon dedi ki...

bi de tugce vardı, kazaz mı ne
hani don degistirir gibi din degistiren, noldu ona?:))

benim favorim; birbirine sarkıntılık eden kusların sesiyle uyanmak:)
film izleyerek gecirilen bir gecenin ardından tabii:)

konuyu oyle saptırdım ki, ucan tekme yesem yeridir:)

uctemmuz dedi ki...

yok uçan tekme filn yemezsin.:)

yazarken mutluydum ben, o nedenle sevgi böcüğü yazısı olmuş.
yaaa...aslında o kadar alakasız bir şey anlatmak istemiştim ki.

çocukken ben...sokaktaki tüm diğer çocukların ve benim koleksiyonlarımız vardı.:)))cidden. peçete, pul, kartpostal...evlerin birinden ikisinden mutlaka müzik sesi gelirdi. saz ya da gitar. Babam mesela akordeon çalardı.:)
sonraaa...herkes okurdu. Hepimizin sandık dolusu Tom Miks Teksas'ları vardı -ki favorim Mister no'dur- bunları okumaya doyamaz, gittikçe daha edebi kitaplar okumaya başlardık.
Tüm ülkenin dili, aile değerleri, endişeleri, sevinçleri ortaktı.Biri şaka yaptığında diğeri anlar, nerdeyse tüm babalar akşamları sofrada aslan sütü içerdi.:)
odunlu fırında çooook sayıda güveçte ya et ya balık pişirtilirdi. Olan her şey paylaşılırdı.
İnsanlar dertten anlardı.
annn-larrr-dııı...:)

Almanya'dan gelen bir şişe şampuanla tüm mahallenin çocuklarının başı yıkanırdı. Hayretle ve sevinçle köpüklerle oynardık.:)))

başka, güel, paylaşılan, oratk bir hayat vardı.

Bunu özledim...
Aynı şeye küfretmeyi ve gülmeyi.

Ama saçma sapan şeyler anlatmışım.
Sen uçan tekme atsan yeridir arkadaşım.:)

bacon dedi ki...

uzun esek oynardık bizde kose basında..
arada ip atlayan kızlara eslik ederdik:)
yakalamac oynadıgımızda munibuse biner semt degistirirdik, uc gun surdugu olurdu:)
sonra diskoya giderdik topluca..
iddiaya girerdik, diskodaki en guzel kızı dansa kaldırmak icin..
hic unutmam birinin ayagına kapanmıstım, muzik kesilmis dj kırma kalk demisti kıza ve ben iddiayı kazanmıstım:)
sonrası daha kotu, ask:))

..

pinar dedi ki...

ev demişsin ya...

paylaşıldığında ev oluyor ya hani..

atalet..

uctemmuz dedi ki...

öyle oluyor ya...hem sadece fiziken de değil, ruhen paylaşıldığında değil mi?