22 Aralık 2009 Salı

kadınlar


kategorize etmekten nefret ediyorum.
hiç bir şeyi bölümlere parçalara ayırmak istemiyorum.
bir bütün olarak algılamak...evet işte bundan hoşlanıyorum.

kadın ya da erkek hepimiz insanız.
hepimizin farklı bir hayat hikayesi var.
hepsi çok değerli.

eğer onur'un, ahlağın, saygı ve zerafetin konuşulduğu, önemli olduğu, üzerinde düşünüldüğü...
hatta
hayatların bu kavramlar üzerine kurulduğu zamanlarda yaşasaydık dünya bambaşka bir yer olurdu bunu biliyorum.
kurallara sadık kalındığı zamanlarda.

akşam bir belgesele denk geliverdim. sonundan ucundan.
Lilithin Kızkardeşler'ymiş adı.
Sanırım Muğla taraflarında yaşayan 3 kadının hayat hikayesi.
tek başına balıkçılık yapan bir kadın.
pamuk toplayanlar ipek böceği yetiştirenler.

tek başına ağ atıyor, ağ topluyordu balıkçı olan.
deniz usulcacıktı.
çok doğaldı.
olduğu gibi.

hepsi çok çalışıyorlardı.
hepsinin işi tabiatlaydı.
ipek üretenler o ipekle kumaş dokudular.
bayıldım.
dolansız tam bir üretim.

yüzleri Anadoluydu...ama hepsinin...
bu ara Anadolu'ya takmış durumdayım.
binlerce şey geçti aklımdan.

çok hoşuma gitti.
o kadınları çok sevdim.
evlerine gitsem kabul edilirim gibi geldi.
açsam karnımı doyururlar, üzgünsem beni dinlerler
hatta akıl edemediğim akılları verirler bana.

epeydir onların bilgisine açmaya çalışıyorum kendimi.
bulabildiğim gerçek Anadolu kadınlarına.
Hani Fikret Otyam'ın resimlerindeki gibi kadınlara.
Koca gözlü, koca yürekli, çok çalışkan o kadınlara.

eğitimle kirlendiğimizi düşünüyorum bazen.
aman şimdi yanlış anlaşılır bu laf.
yanlış anlamayın olur mu?
dostlarım ne demek istediğimi biliyorlar, rahatım.

okumak-yazmak değil kastettiğim.
elbette değil.
bizi sıradanlaştıran, aynılaştıran, farklarımızı budayıp bizi tekdüzeleştiren öğretiler.

ben örümceklerden korkuyorum.
buğdayla arpayı birbirinden ayıramam.
balık tutmayalı yıllar oldu.
evimizde bir minicik hayvan bile yok.
güneşin doğduğunu görmek için perdeyi açmam gerekiyor.
horoz sesiyle uyanmıyorum.

bu koca dünyada tabiatın içinde, tabiattan ayrı yaşıyorum.
kuşları tanımıyorum, balıkları da.
keçiler ne kadarda bir doğurur sahi?
göster desen 3 ağacı tanıyıp gösterebilirim. o da belki.

şehirli kadının acıklı hayat hikayesi gibi oldu.
ne bileyim işte...bunları düşündüm o kadınları izlerken.
ama en çok hayata bakışlarını sevdim.

içim rahatladı.

6 yorum:

laleninbahcesi.blogspot.com dedi ki...

ay nerdeydi o belgesel üç temmuzum.
Gel ben sana bizim koruda doğa belgeseli yapayım. Kışın çakal makal bile oluyo diyo Nazlı da pek inanmıyorum:)).

Şaka bir yana , senin ne demek istediğini anladım tabi, ama şuda bir gerçek ki köylükadın kent soyluya , kentli kadın köylüye imrenir durur. Bana sorarsan köye tatil için giddim bir hafta o da bizim köy olsun:))

uctemmuz dedi ki...

Kanal 24'deydi tatlım. o kanal ne kadar güzel belgeseller buluyor ya hayret ediyorum. Bir de "Aşıklar'ıizlemiştim. kuşlar, böcekler, her tür hayvancık...erkekler kendilerini göstermek için kabarıyor kabarıyor. dişi bi gaga vuruyor, erkeğin karizma yerlerde.:)))sonra da bebecikleri oluyor hepsinin.:)))
neyse işte.
aslında bu yazının özeti feysbukta yaşanıyor Lalem.
gerçekten tarla işi yapmış hiç kimse farmville oynamıyor, di mi?
:)
koruyu gezelim. İnşallah bigün, keyifle.:)

.. dedi ki...

modern insan önce onlardan olmamak için çalışıp çabalıyor, bir noktadan sonra da onlardan biri olabilmek için daha çok çalışıp çabalıyor galiba.
ama o hayata bakış sonradan kazanılmıyor işte.

uctemmuz dedi ki...

kazanılsa da bedeli fazla oluyor burdam.;)

nalan dedi ki...

çok acıtıcı olmuş. hepsi doğru çünkü :(

uctemmuz dedi ki...

niyetim o değildi aslında. ben izlerken huzur buldum, gerçek hayatta o pek yok evet. acıtıcı gerçekten de.