14 Ağustos 2009 Cuma

mız mız mız

bi ara Armağan çağlayan'ın Tv reklamları vardı hani. Huysuz bir tipti, herşeyden sorun çıkarıyordu filan.
şimdi ben, tam da şu an huysuz birine dönüşmeye karar versem mesela...neler olur ki.
önüme gelen yemeği, yatacağım yeri beğenmesem, herbişeylere kusur bulsam.
mızır mızır mızırdasam.

var ya...düşüncesi bile güzel.

böylesi bir rahatlığa sahip olabilsem anında dünyanın en uyumlu insanına dönüşürdüm.o derece.

kimseye mızırdama hakkım yok çünkü.

duygu durumum gittikçe moka sarıyor, suratıma bakan bi halt anlamıyor olabilir ama içimde ciddi miktarda öfke, az miktarda enerji var.

yazarsam iyi gelir belki dedim. oturdum yazıyorum. ama pek sanmıyorum.

içimdeki şımarık çocuk hiç susmuyor: "eve gitmek istiyorum, denize gitmek istiyorum, keyif çatmak istiyorum" diye bas bas bağırıyor.
o kadar salak ki.
bi bokun farkında değil.
varsa yoksa kendisi.

daha önceleri buraya geldiğimde babaları da yanlarında olan ailelere bakıp, "ay ne güzel" diyordum.
eczaneye gidecek, bürokratik şeyleri halledecek biri daha var kadının. ne rahatlık diye düşünüyordum.
üstelik endişe verici konuşmaları yalnız başlarına yapmıyorlardı o kadınlar, 4 kulak, 4 göz, 2 beyin olarak dinliyorlar, sonra dışarı çıkıp tartışabiliyorlardı.
bu sefer bizim babamız da yanımızda.
ve ben onu boğmak üzereyim.

bir insan bu kadar mı pembe bir dünyada yaşar ya...

gıkını bile çıkarma blog. bu ne biçim yazı deme. dertleşmeye geldim. yumruğu yersin haberin olsun.

ha bir de eve gidince çay demleyeceğim ve hiç sevmememe rağmen ince belli kristal bardakta çay içeceğim. evet.
kağıt bardak püüü sana.

sıra neye geldi dur bakiim. teker teker hırsımı almaya niyetliyim çünküm.
yok işte.
aklıma bşka bişey gelmiyor.
gelirse devam ederim, hiç çekinmem.
özetle şu:

"ay vallahi şekerim,bugün bana katlanabilene aşkolsun."