28 Eylül 2011 Çarşamba

bunu yeni öğrendim

nazik olmaya çalışan biriyim ben. kabalığı sevmem. iyi biri sayılırım. çok yakınımdakilerle rahatımdır.
çok önemli biri dedi ki bana "sen melek değilsin, insanlar öyle sanıyor ve insan gibi davrandığın ilk anda ciddi tepki gösteriyorlar"
çok sevindim bunu öğrendiğime.
eğer etrafa böyle bir hissiyat veriyorsam, bundan hiç haberim yoktu.
zeerre kadar farkında değildim.
sadece nazik olmaya çalışıyordum.
sorun istemiyordum.
bana yetecek beni aşacak yuvamı yapacak kadar dertliydim.
yenisini istemiyordum.

en ufağını bile.

şimdi kendi ben'imi ki eskisi darmadağın oldu, şaka değil, tuz buz oldu..
kendi ben'imi anlamaya çalışırken.
çok rahatım.

ben insanım. herkesin benim gibi bunun farkında olduğunu sanıyordum.
doğrularım, yanlışlarım var ve çoğunu seviyorum.
sevmediklerimi defediyorum hayatımdan.
hata yapıyorum, seviniyorum.
uzun zamandır bunu yapma lüksüm yoktu abi.
ama gıcır gıcır yepisyeni doğrularım da var.
onları parlatmayı düşünüyorum.

tüm bunlar olurken...
hayatımdan bazen bu yeni duruma şaşıran kişiler oluyor.
muş..
farketmemiştim.
yeni anlıyorum.
o dosta, bana bunu gösteren dosta teşekkürler.

bu kadın inşaa halinde.
dokunanı yakarım.:)

26 Eylül 2011 Pazartesi

23 Eylül 2011 Cuma

15 Eylül 2011 Perşembe

20'ye

Oğlumun doğumgünü bugün.:)
hop..üzülecek olanlar nolur okumasın, derdim üzmek değil, kendimi ona haykırmak çünkü.

ilk defa İzmir'e otobüsle gittim annem.
Bazen haftada iki kez yolculuğa çıktığımız garajda, Nilüfer'den bilet almaya girdim.
fazla ağlamıyorum biliyorsun.
Bizim biletçiyi gördüm.
Hani bıyıklı, zayıfça olan.:)
Onu gördüm ve bilet alacğımı söylediğim andan itibaren ağlamaya başladım.
Şaşırdı.
nedenini söyledim, çok üzüldü.
Garaj bana dar geldi.

Şıpır şıpır ağladım.
otobüslere baktımm, oturduğumuz lokantanın masalarına baktımmm.
Birlikte bir çorba söyler ve ikimiz içerdik hatırladın mı? :)
asla unutmazsın biliyorum.:)
birlikte o çorbayı paylaşmayı severdik.
maden suyu içerdik sonra.

otobüse bindik.
sığamadım.

her şey yolunda gittiğinde, kendin olurdun.
sıcacık ve sevgi dolu.
bana yavaşça çapkın bir el hareketi yapar ve omzunu gösterirdin.
Ben aşktan delirmiş bir şekilde başımı omzuna koyardım.
Hangi şarkıyı dinliyorsan o an, benim de dinlemem için kulaklığın birini bana uzatırdın.
ben o an mutluluktan ölürdüm.
Başım omzunu acıtacak diye, ödüm patlardı.
azıcık havada tutmaya çalışrdım.
seni rahatsız edeceğimden ve yeter diyeceğinden deli gibi ürkerek aşkı yaşardım.

çok sevdim lan seni.
çok sevdim.
bazen konuşurduk.

çok güzeldi seni dinlemek.
anlatmaktansa dinlemeyi tercih ettiğim neredeyse tek insansın sen.:)
nelerden neleri bağlardın, nasıl engin düşünürdün ve beni her sefer ağzım açık bırakırdın.
Murat Abin anlatmış sana..
hepimiz aynıyız minvali bir şey.
Cosmos demiştin..tekrar seyredelim Anne demiştin.
"Bu dünyada bela şu ki, hepimizin başına gelen şey aynı" demiştin.
Neler demiştin.

Sana hep hayran oldum.
En salak zamanlarımda, anneliğimin ve senin değerini zerre bilmediğim anlarda bile.

Yüzme yarışına katılmıştın.
Üstelik yüzmeyi henüz tam olarak kıvıramıyordun.
olimpik havuz, 50 mt mi ne?
bir de zayıf ve çelimsizdin ki o zamanlar, 8-10 yaşlarında birşeydin.
Herkes bitirdi yarışı, sen geride kaldın.
ama asla bırakmadın.
dinlenip dinlenip yüzmeye devam ettin.
o yarışmayı izleyen herkes seni gönülden alkışladı.
öğretmenin gururla yanında yürüdü. sen yüzüyordun, o kıyıdan yürüyordu. Yüzündeki o güzel gülüşü unutamayacağım o adamın.
Ve bitirdin.
Sana aşık oldum o an.
yeniden yeniden yeniden.
Bitirdin.
oysa bitirmene imkan yoktu.

Umut seni seviyorum
seni çok seviyorum Oğlum.
Seninle olmak tarif edemeyeceğim bir güzellikti.
imkansız.
sensiz olmak da öyle acı işte.
tarif edilemez.
sanki bütün kuşlar ötmeyi bırakmış gibi.
gökyüzü hiç mavi olmuyormuş gibi
dereler akmayı kesmiş gibi.
ve ben bir robot gibi bunların hiç farkında değilmişim gibi yapmaya çalışıyorum.

İnan amacım seni mutlu etmek.
sana yaranmak.
bana aferin demeni bekliyorum.

dalga geçme anneyle.:)

Oğlum..
sayfan arkadaşlarından gelen içtenlikle yazılmış eğlenceli yaşıyormuşçasın ama aslında ağıtlarla dolu.
Bu sevgiyi nasıl kazandın bilmiyorum.
ağıt yakamıyorlar, beni üzmemek için.
yarın neredeyse hepimiz doğumgününü kutlamaya geleceğiz.
Annanen, baba ben..ve Dayın gelemeyecek..burada değil ama her an seninle.
çaktırmadan ağlıyoruz
çaktırmadan hatıralarına el sürüyoruz
çaktırmadan sana aşığız.
hepimiz oynuyoruz.
pek iyi başarıyoruz.

Oğlum be...
seni seviyorum.
İyi ki doğmuşsun.
Allahıma şükürler olsun seni tanıdım.
Oğlum be..
seni çok seviyorum.

Annen

9 Eylül 2011 Cuma

karınca

uyandım. ezan okunuyordu. hava karanlık. açık pencereye doğru yürüdüm. yüzüme çarpan temiz hava gerçekliğine inanamayacağim kadar güzel kokuyordu. penceredeki sinekliğe dayandım. dışarı baktım: önce gökyüzüne, bir kaç dua mırıldandım. koku başımı döndürüyordu. sanki bitmek üzere olan gece..bir önceki gün yaşanmış her kötülüğü içine çekip yutmuştu. bütün üzüntüler, acılar, endişeler, ne zaman sabah olacak düşünceleri hepsi ama hepsi gece tarafından emilmiş, çiğnenmiş, tertemize çıkarılmış ve şu an üzerime üfleniyordu. dışarıdan gelen temiz hava bana "korkma küçüğüm, geçti, az sonra hava aydınlanacak, sen şimdi bu temiz havayı al, iyice içine çek, bekle, sonra geri ver ve bir yenisini al" diyordu. "endişelenme, dün yaşandı bitti. bugün sana yani heyecanlar, eski, yeni ümitler ve yeni öğretiler var, sakin ol" diyordu.

dün dünde kaldı.

ama bitmedi.

bütün dünler, hepsi şu an içimde.

bugünkü ben dünlerden ve yarın hayallerinden ibaretim.
dünlerden ötesi de var belki.
adlandıramıyorum.

bir çocuk koşar, çamur birikintisine zevkle basar. fırsat bulsa elini yüzünü o çamura bular. toprağa yani, kendi özüne. bir köpek görse, onu sevebilir, çoğu zaman aklına korku gelmez. ve suya atlar. yüzer. her şeyi elleriyle yiyebilir.
sokağa ilk çıktığında karınca yuvasının başına oturup, yuvadan çıkan karıncaları yediğini zevkle anlatan bir çocuk tanımıştım. konuşmayı yeni öğreniyordu, ben ağzım açık hayretle dinlerken, o anlattıklarından ve yaşadığı tecrübeden çok mutluydu.

-n'aptınız annecim Serap'la?
-hiiiçç.kayınca yidik.
-:)

keşke aynı heyecanla, aynı merakla, aynı zevki alarak o karıncaları yiyebilsem.

ve aslında kısa bir duraklamadan sonra..
bu yaşıma uygun, bugünüme uygun karıncalarımı yemek üzere uyandığımı farkettim.
top oynamak, konuşmayı, yazmayı, anlatmayı, yaşam denen bu reçele parmak daldırmayı öğrenmek için buradayım.
bugün sen ne olarak karşıma çıkacaksın, bilmiyorum. gel karıncam..

5 Eylül 2011 Pazartesi

rast gelsin, ya Bismillah

son bir kaç haftadır hayatımdaki insanlardan aldığım akılların haddi hesabı yok.
Küp'lerim doldu.
Taştı.
beni boğuyor.

öyk geldi.

Bir insan neden kızar? tehdit aldığını düşündüğünde, bu tehdit güvendiklerinden geldiğinde, haklı olduğuna inanırken ve kimseye bir zarar vermeden yaşayıp giderken kendini bir karambolün ortasında bulduğunda.
Yeter ama yeter.

Çok akıl veriyorlar bana.
Çok sıkıldım.

Gerçekten çok sıkıldım.

Benden nasıl performans beklediklerini bilmiyorum.
Daha ne istediklerini de bilmiyorum.

Neşeli, sağlam duran, kadın portresi..evet.
hayatla bağlarını koparmamış bir insan modeli.

Bunu yaptım, çünkü bana bulaşmalarına izin vermek istemedim.

Ben acımı kendi içimde yaşamak istedim.
Hayatta hiç bu kadar özel bir şeyim olmamıştı.

Evladımla aramdaki en özel anlara kimseyi sokmak istemedim.
Buna annem de dahil, kardeşim de.

Belki bir-iki arkadaşıyla paylaşabilirdim bunları.
Ama bunu da istemedim.
Çünkü onlar genç.
Çünkü onlar çocuk.
çünkü onlara böyle bir yük yüklemek istemedim.

Ben sırtlandım.
Kimseyi memnun edemedim.
Amacım bu bile değildi üstelik.
Ben Umut'la yalnız kalmak istiyordum.

Bir dolu Freudyen saçmalık.
Bir dolu halk öğretisi.
Bir dolu klişe..
bir dolu yeni moda öğreti.
Hiç birini istemiyorum.

Sadece içimden taşanları canım istediğince sızdırdım. Ataletimin deyimiyle sızdırdım.

Kendimi yıkıp döküyorum bu ara.
Yapacağım bunu, istiyorum.
Yenisini inşaa etmek için kendini yıkman kırman lazım.
Tehlikeli durumlar, atraksiyonlar lazım.
Cidden, anlayabileceğinizden emin değilim.
Sadece bu.

Ben paylaşan biriyim.
Ama acımı paylaşmakta zorlanırım.
Belki birkaç anlaşılmaz mırıldanma, bir iki şarkı..budur.

Herkesten akıllar dinledim diyorum.
Şöyle yap
böyle düşün,
böyle davran.
Gül
ağlama
ağla
gez
kafanı dinle
cart yap
curt yap.

Azıcık sussalar ya..

Fakat hayat boşluk kaldırmıyor.
Zor anlarda, insan ipuçları veriyor.
zayıf kalıyor.
.
.
.
yukarıdaki satırları birkaç gün önce yazmıştım..kaldığım yerden devam blogcum.
.
.
.
sanırım gerçek hayat farklı.
hatırlayamıyorum.
epeydir gerçek hayatın dışındayım.
farklı bir gerçekliğin içindeyim.
cephedeyim.
düşman ortak.
bombalar düşüyor sevdiğiniz ve tanıdıklarınızın üstüne.
kimisi ölüveriyor.
siz yeniden umutla dolup savaşmaya devam etmelisiniz.
böyle bir gerçeklik.
hastne yaşantısı.

dualar ortak.
para, kan, eşya, yiyecek ortak.
hemen herkes paylaşmaya çalışıyor.


burasıysa gerçek dünya.
normal dünya.
hep olmak istediğim yerdeyim.
hastamı yanımda getiremedim.
sevgisini, aşkını, bana anlattıklarını, benden istediklerini, beklediklerini getirdim yanımda.
kalabalığım.

bir incelik, bir kibarlık, bir kardeşlik türküsü kondurmuştum yüzümün kenarına.
kalbimin içine.

UYAN KIZIM.
bu hayatta buna çoğu zaman yer bulamayacaksın.
türkünü söylerken sana eşlik etmek bir yana
sana da söyletmemek isteyecek birileri.

inatla söyleyeceğim..hayır hayır..
akılla söyleyeceğim.
hakedene söyleyeceğim.
anlayana söyleyeceğim.
Blogçuk..n'aber?
yeni hayallere tutunabilecek miyim ne dersin?
boşver.